Ata Nirun ile ölüm sonrası yaşamı, hayaletleri, ölülerin seslerini konuştuk

“Morglarda sabahladım”

Astrolog, ruhçu,okültist ve yazar Ata Nirun: Mezarlıklarda oturdum...

Meryem Ana’nın evini anlatan ‘Panaya Kapulu’ ile Türk Ruhçuluğunu bize bir belgesel tadında aktaran “Türkiye’de Ruhlar ve Ruhçular” kitaplarının yazarı Ata Nirun ile ölüm sonrası yaşamı, hayaletleri, ölülerin seslerini kısacası doğanın altını üstünü konuştuk.

Ata Nirun halen İstanbul’da kendi kurduğu ‘Divina Yeniçağ Bilgi Merkezi’nde öğretilerini sunuyor ve bu konuya meraklı kişilere hizmet veriyor.

Asıl mesleğiniz nedir?

Öncelikle ben de bir spiritüalisttim yani o yoldan geçtim ve bu süre oldukça da uzun sürdü. Gerçekte ise bir okültist yani bir gizemciyim, beni ilgilendiren şey, her konuda, her yerde ve her şeyde gizemi aramak ve onunla buluşmak. Ancak asıl eğitimim istatistik ve demografi tamamiyle.

Ya Astroloji?

Astroloji benim bir hobim olarak başladı, ancak ne yazık ki fazla medyatik oldum. Ancak böylesine ciddi bir konu, çok fazla düştü. Astroloji, antik çağda krallara aitti, halka yasaktı , şimdi de yasaklanmalı bence çünki iyice bir rezalet vaziyette.

‘Alo Bilgi hatları’ hayatınızda nasıl bir etki yarattı?

ALO BILGI aslında bir telefon hattıydı, yani İngiltere’de, Güney Afrika’da çok popülerdi o zaman. Telefonla ister burcunuzu öğreniniyordunuz, ister Haydar Dümen’den tavsiyeler alıyordunuz. Cenk Koray, Metin Akpınar gibi ünlüler, Emrah gibi şarkıcılar, Ajda, bütün bunların içinde oldukları bir sistemdi. Bir tür “information” sistemiydi yani. Biranda patladı. Türkiye’yi birbirine kattı, hatta Turgut Özal’ın bizzat kendi cümlesidir bu; “Bu para olmasaydı biz Türki ülkelerdeki enerji yatırımını finanse edemezdik” demişti.

Ama ben fena bir damga yedim o arada tabi. Bütün diğer akademik çalışmalarım, bir takım sertifikalar, diplomalar falan, kim olduğun ne olduğun daha yayıncımısın,kitapcımısın falan, hepsi bir köşeye gitti. Uzun bir süre elimde kristal küreyle bir yerlerde konuşmaya çalışan bir adam olarak ortaya çıktım. Pek hoş olmadı.

Yani adınız falcıya çıktı...

Falcıdan da beter bir şey oldum, Eskiden Mandrake vardı, böyle doğaüstü olduğu zannedilen tiplerden bir tanesine dönüştüm. Bedeli çok ağır oldu tabii.

Türkiye’de Ruhçuluk akımı ne zaman başladı?

Türk Ruhçuluğu çok karmaşık bir konu tabi. Yazdığım kitapta da buna değinmiştim. Çok zor bir konu. İlk defa 1870’lerde Bergama’da ilk defa ruh çağırdılar. Sonra da sürüldüler tabi. Ama babası derseniz tabii ki Bedii Ruserman’dır. Türk Ruhçuluğunun kurucusu, lideri. Batı ruhçuluğunu Türk Tasavufuyla ve Türk gelenek-göreneklerine biraz da İslam tuzu ekleyerek yeni bir sentez çıkardı ortaya. Buna “neo-spiritualism” dedi . İyi bir sentezdi.

Çünkü 50’li yıllarda özellikle 48-60’a doğru dönemde Türk siyasetini çok ciddi etkiledi. Başbakanlar, bakanlar, doktorlar, mühendisler bu işin içerisindelerdi... İddiam; Ruhçuluk, Türkiye’deki bir çok aşırı akımın önüne geçmiştir. Çünkü ruhçuluk sonuçta ölüm ve ölüm-ötesiyle ilgilidir. Yeni bir yaşam vaad eder. İşte ölümden sonra bir yeni astral yaşam vardır, tekrar iyi bir insan olursan reenkarne olup tekrar doğacaksındır, falan gibi, vaatler vardır.

Bunlar klasik dinin getirdiği o ağır şablonların ötesinde daha ferahlatıcı, daha rahat, daha hoş, daha sempatiktirler. O yüzden iyi bir çıkış yoluydu. Ve çok iyi oturmuştu. Ve iddiam şudur ki, hala sürüyor; bu eğer devam edebilseydi, dejenere edilmeseydi, bugün Türkiye’deki bir çok irticai akımın karşısında çok ciddi bir kalkan olurdu, çünkü Batı’da öyle oldu. Bizde olamadı.

Türkiye’de hangi ünlüler bu konuyla ilgileniyordu?

Örneğin o günlerin önemli adamlarından bir tanesi, Erol Sayan mesela bestekar önemli, ya da işte İsmet İnönü’nün damadı, Çetin Altan gibi bir çok daha flash isim verebilirim, bütün bu isimler bunlarla ilgileniyorlardı. Zeki Müren, Füsün Önal vardı, Neco vardı, şimdiki Neco değil tabi o zamanki Neco, daha bir sürü aklınıza gelecek isim vardı bu işin içerisinde...Bütün bunların hepsi açık açık bu konularla ilgilendiler. İçine girdiler, hatta medyada haber çıkardı, ben ruh çağırma celsesine katıldım diye.

Celselerde başınızdan geçen ilginç bir olay var mı?

Çok celseye katıldım. Bir çok olay yaşadık. Bunun bir tanesinde materialization dediğimiz bir görüntü ya da ruhsal bir imaj oluşması dediğimiz, çok çarpıcı bir olaydır. Onu gördüm. Etkileyiciydi gerçekten. Tabi bunu bir ölünün ruhu olduğunu iddia etmek durumunda değiliz. Ama bu tür görüntüler oluşabilir. Bunlar parapsikolojik araştırmaların temel ortak noktasıdır. Yani bir anlamda özel bilinç alanının oluşmasıyla ortaya çıkabilen bir görüntü de olabilir. Ancak böyle bir görüntüye tanık oldum. İşte o görüntünün temasını hissettik. Hoş bir olaydı. 1000’de 1 rastlanan olaylardan bir tanesiydi. En çarpıcı olay budur. Ama tekrar söylüyorum, gördüğümüz şey bir ölünün ruhu değildi. Ya da öyleydi. Bunu bilmiyoruz.

Korktunuz mu?

Evet tabi ürkütücü bir olay, soğuk bir olay. Ama bir zaman sonra ölümden sonra ne oldu merakı ağar basıyor. Ben morglarda sabahladım, mezarlıklarda oturdum, ölen insanlara özellikle Amerika’daki dönemimde ölen insanlarla beraber oldum. İzin alarak tabi. Nasıl ölündüğünü, ölümden sonra ne olduğunu, bazen labovatuara benzer koşullarda, aygıtlarla bekledik, aradık neler olduğunu. İşiniz buysa tabi bir yerden sonra korkmamaya başlıyorsunuz. Ama tabi ölümden yine de herkes korkuyor.

Sizce ölümden sonra yaşam var mı?

Yaşam değil belki de ama bir devamlılık olmalı. Mantık bunu gerektiriyor. Yani evren, doğa gibi bir takım şeyler hakkında iddaalarımız var. Doğrudur, yanlıştır, otoritesi zaten olmayan bir konu. Evren ölümden sonra bize bir şey vaad ediyor gibi. Bir takım izler var mı? Var ama çok fazla derin izler... Ölümden sonra bir yaşam var ama, bence, biz değiliz. Yani Ahmet’in ya da Mehmet’in o kişi olarak varolmadığı bir yaşam bu. Başka bir şey olarak var, bir dönüşüm diyebiliriz buna. Benim inancım bu doğrultuda ama klasik teolojinin, yani din biliminin anlattığı tabloların hiç birisine inanmıyorum.

Hiç apor olayıyla karşılaştınız mı?

Evet çok enteresan bir olayımız var öyle. İzmir’li bir medyum hanımdı yeni kaybettik daha, bir celsede, transa girdi, trans bir uyuma şekli, o uyurken Apor dediği bir şeyi yaptını söylemişlerdi bana. Apor, medyum denen kişinin ağzından çıkardığı herhangi bir madde. Bu bazen bir obje olabiliyor, bazen bir sıvı olabiliyor, bazen de bir toz olabiliyor. Bu hanımdan da o trans sırasında ağzının kenarından, kulaklarından siyah bir toz döküldü. Sonra onları topladık biz. İzmirde hıfzısahaya götürdük, sonra onun kömür tozu olduğu çıktı ortaya. Ancak bu kömür tozu, şu an kullanılan metodlarla yapılmamış, çok eskiden kalma bir odun kömürü tozuymuş.

Nasıl olduğu, dediğim gibi, uzun bir konu yine. Ama bu bir anlamda, sıradışı bir yetenek, buna tanık oldum. Ne işe yarar diye biri bana sorarsa onun cevabını veremiyorum tabii ki . Bütün bu psişik yeteneklerin aslında insanlardaki levitasyon, filmlerde var, işte doğaüstü güçleri kullanabilme yeteneği, bunların ne işe yaradığından kimse cevap vermiş de değil. Bu da ilginç bir yaklaşımdır. Sizde böyle bir yetenek olsa ne yaparsınız? Sirke gidersiniz demişlerdi bana en son. Değil tabi ama, daha bunu insanlık bilmiyor, ne yapabilinir böyle bir yetenekle diye, biraz Ruslar karıştırdılar işte, o da ne, casusluk alanında...

Peki ya dünya dışında yaşam?

Dünya dışı yaşam herkesin çok merak ettiği bir konu. Uzaylılar var mı, diye soruluyor ve çok gülüyorum. Bir kere zaten biz de uzaylıyız, bizden dışarıda birileri var mı sorusu önemli. Var tabi birileri bir yerlerde ama çok garip bir şey bu. Başka gezegenlerden başka dünyadan birileri gelsinler burada tarladaki Mehmet Efendi’ye ya da Arjantin’deki Ramos’a ya da başka bir yerdeki bir medyumik kadına ilişki kursunlar da başkalarına hiç bulaşmasınlar, buna inanmıyoruum. Yani hadi bırakın başbakana gitmesinler de ya da Beyaz Saray’ın bahçesine inmesinler de en azından bir benimle konuşun diyorum. Bu konunun içindeyim, araştırmacısıyım. O da olmuyor. Ama 2 tane tanık olduğum olay var.

Birini Adana’da yaşadım, birini Istanbul’da. Hele Adana’daki çok çok belirgin, tartışılmaz, kendi kendimi şüpheye düşürecek kadar dorukta bir olaydı. Çok net bir diskti, çok büyüktü. Önümden geldi gitti. İnsan denen yaratığı böyle bir şey yaptığını ben bilmiyorum en azından. Daha bizim teknolojimizin hala da yapması mümkün değil. Çünkü haraketleri fizik kuralları çok aykırı. Daha sonra da bir sürü insanla konuştum yıllar içerisinde. Pilotlar, ki pilotlar çok önde gelir burada. Onlarda bunu onaylıyorlar, böyle cisimler var diye... Bunlar nedir? Dünya dışı canlılar mı hakikaten, ne yapıyorlar buraya gelip? Benim kendime göre özel bir tezim var o da şu; bunlar bizim torunlarımızın torunları bence. Çok uzak gelecek bu.

Zaman yolculuğu, zaten teorik olarak mümkün olduğunu MIT açıklamıştı. Bir gün o teknolojiye ulaşılırsa yapılabilinir. Bence onlar onlar, yani çok uzaktan gelen bizim çocuklarımız onlar, gelip bakıyorlardır, ne halt ediyoruz diye ve ne yapıyoruz burada diye, karışmıyorlar çünkü kendi geleceklerini ilgilendiren bir kavram olmalı, böyle bir şey, benim inandığım bu. Ama böyle bir cisim gördüm ve tartışmam bile, çok netti.

Hayaletler var mı? Ölülerin sesleri kaydedilebiliyor mu?

İnsanoğlunun en büyük merakı ölülerle yani ölmüş insanlarla özellikle sevdiklerimizle görüşüp, görüşmemek. Böyle bir şey var mı yani. Bu mümkün değil. Yani, belki milyonlarca şey okudum, dinledim, araştırdım, kendim bulundum, hiç bir yakınımız kendi bilinçaltı yarattığımız erozyonlar ya da beklentiler dışında görünmüş, görüntüler var doğru, yani işte babası ölüyor kadının ölümünden iki dakika sonra ya da o anda o görüntüyü görebiliyor ama bunlar ölümün kendisi değil yani o kişinin kendisi değil. O yarattığımız imgeler tamamen, beklentilerimizle doğru orantılı ve bilinçaltı yeteneklerimizle. Onu bir tarafa bırakırsak, ama ölmüş arka taraf, öbür taraf, neresiyle orası, oraya gidip de tekrar geri gelip bir şey söyleyen biri yok.

Evrende izler kalıyor bu kesin. 1980’lerde Radyovski diye bir Rus ve bir kaç Alman bilimadamı ses kaydettiler. Bu sesler yaklaşık 50 yıl öncesine aitti. Adolf Hitlerin bazı konuşmaları ki “Contact” filmi de buradan yapılarak yola çıkmıştır, Churchill’in bazı konuşmaları yani public-genel yayınlanan bazı seslerin kayıtları alınabildi geriye çok özel ortamlarda. Bu arada hiç tanımadığı insanların sesleri de var tabi, birbiriyle konuşurken. Evet, evrende bir şeyler kayıtlı, duruyor. Bunlar görüntü de olabilir.

İngilterede ünlü Hampton Court vardır, Londra’ya gidin, bir şato, orada kapıda bir yazı asar, turistler içindir orası, işte ayın 14’ünde saat 2’yi çeyrek geçe hayalet geçicek buyrun bekleyin, diye bir turizm yoludur. Bir sürü insan toplanır oraya, 100 kişi gelse 60’ına sorun, aaa gördük, diyorlar. Ne gördün? İşte, bir şey geçti, falan. Bir şey geçtiği yok tabi ki. Ama o bir beklenti. Hayaletler geçmişin fotoğrafları. Kuantum fiziği zaten bunu bize anlatıyor. Doğru, hayalet var ama onlar ruh değil ya da ölüler değil, onlar geçmişten kalan bir takım lekeler. Belki virüsler, bilgisayar gibi düşünürseniz. Yani ölülerle, eski sevdiklerimizle bir araya gelmiyoruz, bence de Freud’a katılıyorum, iyi ki gelmiyoruz.

Doğaüstü yeteneğe sahip insanlar var mı?

Doğa’nın altı-üstü yok. Doğa’nın kendisi var, biz de onun bir parçasıyız. Yeteneklerimiz ve zekamız, zeka diye bir şey olduğunu da varsayıyoruz tabi aslında bir algı ilişki düzeyi doğayla, bu oluşumun içinde yer alırken klasik-standart, bizim yetindiğimiz kadarıyla kaldığımız sürece doğayız. Bunun dışında çıkıldı mı doğaüstü zannediyoruz. Halbuki biz onun bir parçasıyız, her şey var bizde. Olması da gerekir. 5 duyu diye bir şey koymuşuz kendimize ve bu 5 duyunun sınırını bilmiyoruz. Yani benim kulağım Mozart’la bir değil. Ne kadar uğraşsam onun gibi düşünemem, onun gibi duyamam. Ya da bir, ne bileyim, Leonarda da Vinci gibi göremem.

Van Gogh hastaydı, her şeyi saçmasapan renkler halinde görüyordu, çok beğenildi ayrı konu ama, onun gibi de göremezdim. Bu bir başka görüyordu renkleri, tuhaf görüyordu. Üstelik iddalaşıyordu, bu böyle değil diye, Gogen’e diyordu, bu kırmızı böyle değil. Niye öyle değil? Öyle görüyordu o çünkü. Bunun gibi. Bu doğaüstü dediğimiz şey aslında, pop anlamda öyle kabul edelim, var. Hepimizde, her insanda, her yaratıkta sınırdışı bir takım yetiler var. Ama bunları ortaya çıkarmanın bir kuralı yok henüz. Rus bir medyum kadın yaşamının 30 yılı boyunca tuttuğu her şeyi uçurdu. Her tür deneye girdi kadın. 30 sene sonra tamamen bitti. Ondan sonra toplu iğneyi kaldıramıyordu. Ne oldu da 30 sene bunu yaptı? Niye ondan sonra yapamadı? Bu bir pilmiydi, bitti mi yani? Şarjı mı bitti?

Ne işe yaradığı çok önemli tabi ki. Belki de amaca yönelik kullanılmadığı zaman, o amaç da bizim bildiğimiz bir amaç değil, çünkü oraya varıp ona göre bir yaşam kurmuş değiliz, belki gelecekte insanoğlu bunları daha iyi görecek yani. Doğaüstü dediğimiz o yetenekler, yani nedir ki o? Atatürk’de bana göre doğaüstüydü. Eğer bu tabire uyarsak. Çünkü çok kısa zamanda çok fazla iş yapabildi. Nasıl aştı o engelleri, sırf liderlik yeteneği gibi klasik psikolojik tanımlarla bu iş bitmiyor çünkü. Daha ötede bir şeyler var. Ya da bir başkası. Büyük İskender 33 seneye nasıl sığdırdı bu kadar itiş kakış kavga dövüş koşturmacayı. Bir şey var. Ama bence de fazla olmamalı, bana sorarsanız. Bugün için. Çünkü 1 milyon tane Mozart çekilmezdi.

Maya takviminin 2012’ye kadar olduğunu açıkladınız. Ne yani 2012’de kıyamet mi kopacak?

Bu çok ciddi bir konudur. Geçenlerde NASA bir açıklama yaptı ve 2012’de güneşte büyük bir patlama yaşanacağını belirtti. Bu patlama bizim dilimizde tabii. Ve korkunçtur, böyle bir patlamanın ardından bir anda dünyadaki bütün elektronik sistemlerinin çökmesi bekleniyor. İnsanlığın uğrayacağı tehlikeyi bir düşünün. İlginçtir şu anda vizyonda Kehanet isimli bir film var. Sözkonusu film NASA’nın bu açıklamasından 6 ay önce yapıldı. Güneşteki büyük bir patlamanın insanlığı yok etmesi...

Divina Yeniçağ Bilgi Merkezi: 02122964521

Ata nürin

Yıllardır takipçisiyim hiç yazılarını kaçırmamaya çalışırım keşki televizyon programları yapıp daha geniş kitlelere ulaşabilse birikimlerine çok ihtiyacımız var inşallah gerçek olur dileğim.

erhaba sitenizin içerigi cok

erhaba sitenizin içerigi cok guzel 1 başarılar diliyorum devamını diliyorum

sohbet
sohbet
cinsel sohbet
sıcak sohbet

Ata Bey'e;

Röportajınızı büyük bir keyifle okudum.Ne kadar yalın ve doğru aktarmışsınız.Bu tür olaylara sadece okuyucu olarak yakınım.Bilme, öğrenebilme amaçlı..
Bence siz, daima babacan tavrınız ve hakikaten dosdoğru üslup ve kişiliğinizle eminim ki çok iyi bir öğretici ve konunuzun uzmanısınız..
Daimi başarı dileklerimi saygıyla sunuyorum.