Bilim Kurgu ve Fantastik sinemadan unutulmaz sahneler


İyi bilim kurgu, insanlığa yön verir ve geleceği şekillendirir. Fanatizm, tutuculuk ve gericilik, bilim kurgu sinemasının ve edebiyatının bulunmadığı ülkelerde daha çok görülür. Sinema türlerinin arasında bilim kurgunun yeri çok önemlidir hatta zaman içinde en önemli finansal girdileri sağladığı görülür. Aşağıdaki filmler belli bir amaç güdülerek seçilmemiştir, okurlar aradıkları bazı filmleri bulamayabilirler. Ama bu liste gibi daha daha yüz liste yapılabilir. Kısacası amacım, bir bilim kurgu antolojisi sunmak yerine arşivimde bulunan filmleri değerlendirmek yönündedir. Ayrıca, tarihi, dinsel ve mitolojik hatta müzikal örneklerin de bu listede yer alması kişisel bir yaklaşımın sonucudur çünkü yaratıcılığın fantastik çizgide, gizemle buluştuğu her film bu klasmana sokulabilir. Önemli olan bu görkemli türün, yarattığı etkinin vurgulanması ve de anımsatılmasıdır.

 

2001 UZAY YOLU MACERASI"A Space Odyssey"-1968: Yönetmen: Stanley Kubrick; Keir Dullea, William Sylvester ve Gary Lockwood oynuyorlar. Senaryo Arthur C. Clarke tarafından yazıldı ve "Sentinel" adlı yine kendine ait öyküden alınma. Film, günümüzdeki özel efekt teknolojisinin yanında yetersiz olarak düşünülebilir ama hala birçok otorite tarfından tüm zamanların en iyi bilim kurgu filmi olarak tanımlanmaktadır. "2001"de kötü ve iyi adamlar yoktur, filmin temel unsurlarından olan kompüter HAL, insansal kötülüğü simgeler. Filmin bir diğer ilginç yanı 140 dakika sürmesine karşın, sadece 20 dakika konuşma olmasıdır. Buna karşın Richard Strauss´un ölümsüz "Also Sprach Zarathustra"sı film süresince akar. "2001"in açılış sahnesi bu klasik ezginin eşliğinde evrensel bilgeliği simgeleyen "Monolit"i ve ilk insanımsıları karşımıza getirir. Daha sonra havaya fırlatılan kemik, uzay aracına dönüşecek ve Richard Strauss´un sert notalarının yerini, bu kez Johann Strauss´un "Mavi Tuna"sı alacaktır. Daha sonra Yönetmen Peter Hyams tarafından 1984´de çekilen "2010: Odyssey Two" devam niteliğindedir. Roy Schneider, Helen Mirren ve John Lithgow bu kez daha etkin özel efektlerle buluşarak karşımıza gelirler ama öykü ilkindeki bilinmezliğini ve düşündürücülüğünü yitirir.

Filmin unutulmaz sahneleri; HAL´ın astronotların konuşmalarını dudaklarından okuması, astronot Bowman´ın HAL´ın belleğini sökerken, HAL´ın "Daisy" adlı şarkıyı söylemesi ve finaldaki "2001´in Yıldız Çocuğu"dur.

Anektod:
Astronot Bowman; "Dış kapıyı aç HAL", HAL; "Üzgünüm Dave, bunu yapamam."
 
ABYSS -1989: Yönetmen: James Cameron. Başrollerde Ed Harris, Mary E. Mastrantonio, Michael Biehn vardı. Bir su altı miti, dünyadışı zeki canlılar yaklaşımının yerinde bu kez su altı zeki canlılar yaklaşımı getirilmiş. Görsel ve özel efektler olağanüstü.
 
Filmin unutulmaz sahneleri; Deniz suyu animasyonu ile yapılan "Morph" yani değişim sahnesi; su insan yüzüne dönüşüyordu. Bu teknik sonraki yıllarda "Terminator II"de kullanılan tekniğin ilk denemesiydi. "Titanik"in iddialı yönetmeni Cameron, aynı bilgisayar tekniği ile sanal likit-yaratıklara ulaştı.
 
ADDAMS AİLESİ "Addams Family"-1991-1993:
Filmin unutulmaz sahneleri; Genellikle Addams Ailesi´nin iki çocuğunun iyi ve normal olan herşeyden hoşlanmamaları ve Raoul Julia ile Angelica Huston´un unutulmaz dans sahnesi.


ALTERED STATES-1980: Ken Russell´ın yönettiği filmde, William Hurt, Blair Brown, Bob Balaban ve Drew Barrymore oynadılar. Hurt, düşünce alanlarını aşarak, ilkel insan güdülerini ve oradan da Yaradılış´ı arayan bir bilim adamıydı. Filmde X-Işını tekniği kullanıldı. Paddy Chayefsky´nin romanından alınan film, fazla beğendirme çabasına girmeden bilimin sınırlarını zorlama fikrinin üzerine kuruldu.

Filmin unutulmaz sahneleri; Hurt´ün maymun-insana dönüşmesi ve finale doğru Hurt ile Brown Adem ile Havva´yı simgelemeleri.

AY´DA İLK İNSAN "First Man in Moon"-1964: Yönetmen; Nathan Juran. Martha Hyer, Edward Judd ve Lionel Jeffries oynadılar. Bilim kurgu sinemasının mükemmel örneklerinden. Büyük usta H. G. Wells´in romanından uyarlama. Günümüz efektlerinin yanında çok sıradan kalıyor gibi görünse de, filmin unutulmaz Ray Harryhausen efektlerini içerdiği anımsanmalı.

Filmin unutulmaz sahneleri; Selenitler yani Ay yüzeyinin altında yaşayan canlılar. Bir de Ay aracının içinin, 1902´deki ünlü "Ay´a Seyahat" filmine gönderme yapması.

BALIKÇI KRAL "The Fisher King"-1991: Terry Gilliam yönetti. Robin Williams´ın karşısında, Jeff Bridges, Amanda Plummer ve Mercedes Ruehl vardı. Ruehl, bu rolü ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar´ını kazandı. Komik ama üzücü, alışılmadık ama çekici bir öykü anlatıyordu. Bir sokak serserisinin, doğaötesi algılarını sergilerken, materyalist dünyaya yapılan göndermeler, Williams´ın performansı sayesinde dikkat çekiciydi.

Filmin unutulmaz sahneleri; Dörtlünün yemek sahnesi ve Central Park´daki gece...

BATMAN

Batman-1989: Bob Kane´in ünlü çizgi romanı daha önce 1966´da perdeye aktarılmıştı. Ama Tim Burton´un yönettiği ilk Batman, en iyisidir. Jack Nicholson´un unutulmaz "Joker"i, Kim Basinger, Jack Palance, Billy Dee Williams gibi oyuncular ve Michael Keaton´un severek bütünleştiği Batman´le birleşince sonuç başarılı oldu. Oluşturulan Gotham City, (New York´un karanlık yüzüdür), ışık ve gölge oyunlarının başarılı bir sonucuydu. Batman, çizgi romandaki kişiliğinin dışında (Süpermen gibi) sinema gereği aşk ve seksle buluşunca, daha canlandı ve insanlaştı. Dizinin en iyi filmiydi.

Filmin unutulmaz sahneleri; Batman´in ilk ortaya çıkışı. Hırsız sorar; "Sen kimsin?", Yarasa Adam cevap verir; "Ben Batman´im"

Batman Returns-1992: İlk filmin başarısı üzerine yapılan ikinci filmi yine Tim Burton yönetti. Batman´ı yine Michael Keaton canlandırıyordu; bu kez karşısında "Penguen" Danny DeVito, "Kedikız" Michelle Pfeiffer, Christopher Walken vardı. Bu öykü öncekinden daha kötü, mide bulandırıcı ve kısırdır. Gotham City´e dadanan bu defaki kötülük simgesi Penguen, megalomanyak Schreck (Walken) ile birleşir ve işi çözmek yine Batman´a düşer. Batman bu arada ezeli düşmanı Kedikız´la da karşılaşır ama sevişmekten de geri durmaz. Öykünün kötülüğü, oyuncularının performansı ile biraz olsun kurtarılmıştı.

Filmin unutulmaz sahneleri; Yok.

Batman Forever- 1995: Üç yıl sonra Batman yine geri geldi. Bu kez filmin yönetmeni Joel Schumacher´di. Keaton´un yerine Batman´i Val Kilmer oynuyordu. Cast yine mükemmeldi; Jim Carrey, Tommy Lee Jones, Chris O´Donnell ve Nicole Kidman. Carrey´in "Riddler" tiplemesi ile Jones´un "İki Yüzlü" tiplemesi kötülüğü kara mizahla bütünleştirirken, altı yıl evvel Nicholson´un tek başına yaptığını anımsattılar. O´Donnell´in canlandırdığı "Robin"in ortaya çıkmasıyla, Batman çizgi romandaki gücüne bu filmde kavuştu.

Filmin unutulmaz karakteri; Seksi psikolog Kidman

Batman and Robin-1996: BEŞİNCİ ELEMENT "The Fifth Element"- 1996: Avrupa sinemasının ustalarından Luc Besson´un yeni bilim kurgu denemesi, güçlü oyuncu kadrosuna rağmen, sonuçta tam anlamıyla bir kaosa neden oldu. "Beşinci Element", Bruce Willis ve Gary Oldman bir pop-art şöleninin içinde boğuldular. Film aslında eğlenceli, parlak ve kesin çizgili. Herşeye rağmen Besson´un bilim kurgu gözünü, sıradışı set dizaynına ve özel efekt karmaşasına rağmen fark edebiliyorsunuz. Sinema deneyimi hemen hemen hiç olan Leelo rolündeki Milla Jovovich, filmin önemli bir handikapı. Willis, geleneksel manik kişiliğinde. Öyküde uzaylılara ait bir silah var ama çalışması için beş element gerekiyor. Filmde kötülüğü simgeleyen Zorg (Oldman) ile taksi şöförü Korben Dallas´ın (Willis) arasındaki komik ve acımasız yaşamsal savaşı izliyorsunuz. Olaylar tantanalı bir 17. Yüzyıl Fransız sarayına benzer bir yerde geçiyor, yumruk kavgaları, uzaylılar, patlayan silahlar, aryalar, havaya uçan uzay gemileri ve bitimsiz peşpeşe gelen mizah. İşte "Beşinci Element" bu. Sonuçta, film bir "cult" klasik olarak kalacak.

Filmin unutulmaz sahneleri; New York çıldırtıcı trafiğini havada izlemek ve Dallas´ın; "Ne nedir? Kötü, çok kötü, hiçlik, ateş yok, enerji yok, hiçbirşey yok. Sana bunları göstermek istiyorum..." sözü.

BIÇAK SIRTI "Blade Runner"- 1982: Bir Ridley Scott klasiği. En iyi bilim kurgu filmlerinden. Öykü, Philip K. Dick´in" Do Androids Dream of Electric Sheep?" adlı romanından alınma, "Blade Runner" adı başka bir yazarın alakasız romanından alındı. Müzik Vangelis´indi. Harrison Ford, Rutger Hauer, Sean Penn, Daryl Hannah ve Edward J. Olmos oynadılar. Filmde Ford, 21. Yüzyıl´ın çoğunluğu yakılıp yıkılmış Los Angeles´ında işi dünyaya gelen asi robot-insanları "Androidler" yakalamak ve imha etmekle görevli eski birpolisi canlandırıyor. Filmin iki versiyonu yapıldı, 1993´de yayınlanan ikincisinde yönetmenin yeni kurgusu sonucunda, filmin sonu değişti. "Blade Runner" geleceğin karanlık, kirli ve ölümcül havasını sergiliyor ve uyarıyor. Bazılarına göre en iyi bilimkurgu filmidir, seyirci Ford´u izlerken Indiana Jones ile Han Solo "Star Wars" karışımı bir tiplemede geleceğin Harrison Ford´unu algılar. Trajik öykünün temelinde insanlıkdışılığın acısı vardır. "Blade Runner" 1982´de Hugo Bilim Kurgu Ödülü´nü, İngiliz Film Akademisi ve Tv Sanatları Ödülü´nü kazandı. Ve aynı yıl İngiliz Film Eleştirmenleri´nin teknolojik ödülünü de aldı

Filmin unutulmaz sahneleri; Polis Deckard "Ford" ile android Rachael "Young" arasındaki duyarlı anlar ve finaldeki kovalamaca sahnesi.

BİTMEYEN ÖYKÜ I-II "Neverending Story"- 1984-1990: Avrupa sinemasının olağanüstü bir başarısı. İlk film Alman-İngiliz ortak yapımıydı, ikincisinde Almanların yanında Amerikalılar yer aldı. İlk filmi Wolfgang Petersen, ikincisini George Miller yönetti. İlk filmde, Noah Hathaway, Barret Oliver, Moses Gunn, Tami Stronach ve Patricia Hayes, ikincisinde Jonathan Brandis, Kenny Morrison, Clarissa Burt ve John Wesley Shipp oynadılar. İlk film büyüleyiciydi; mistik bir kitabı okuyan genç Oliver, öykü ile bütünleşerek boyut değiştirir, artık Fantasia İmparatorluğu´nun kurtuluş için tek umududur. Aksi halde "Hiçlik" herşeyi yok edecektir. İnanılmaz güzellikteki efektler ve karakterler izleyiciyi esir ediyor. Ama bütün bunlar ilk film için geçerli. İkinci öyküde, genç OIiver Fantasia´ya ya geri döner, Çocuk Prenses yine tehlikededir. Bu kez, öykü daha hızlı ve karmaşıktır. "Bitmeyen Öykü" veya "Hiçbitmeyen Öykü", fantastik sinemanın en iyi örneklerinden birisi olarak tanımlanabilir. Yanısıra da özel efektlerin, bilim kurgu dışında da Harryhausen´den bu yana en iyi şekilde nasıl kullanılacağını kanıtlamaktadır.

Filmin unutulmaz sahneleri; İlk filmde, Oliver´in "Hiçlik"le olan diyaloğu.

BRAZIL- 1985: Yönetmen Terry Gilliam; Cast´ı Jonathan Pyrce, Kim Greist, Robert De Niro, Ian Holm, Bob Hoskins, Ian Richardson ve Peter Vaughan oluştuyor. Film, "1984" ile "Clockwork Orange" arasında bir yerde. Geleceğin devlet terörü, en karamsar çizgide anlatılıyor. Bir memur olan Pyrce idealleri ve umutları arasında "Rüya kızı" (Greist)´na aşıktır ama sistem onun yaşamını istediği gibi yaşamasına izin vermeyecektir. Kara mizahın bu akıllı örneğinde, yapılan tek ve önemli hata kurgudaydı. Filmin ikinci yarısında temponun çok ağırlaşması izleyiciyi bıktırıyordu. "Brazil" aslında yerini bulamayan ama yadsınamayacak bir film.

Filmin unutulmaz sahneleri; Yok

BUCKAROO BANZAI "Adventures of Buckaroo Banzai Across the Eight Dimension"- 1984: Yönetmen, W. D. Richter. Oyuncular, Peter Weller, John Lithgow, Ellen Barkin, Jeff Goldblum ve Christopher Lloyd. Tam bir pulp-fiction öyküsü. Tıp adamı, fizikçi, otomobil yarışçısı, rock şarkıcısı ve hükümet ajanı olan Buckaroo Banzai´nin öyküsü anlaşılmaz ama zaman zaman da güldürücü. Filmin başarızlığına karşın, ABD´de hala ateşli Banzai´cilerin varolması şaşırtıcı.

Filmin unutulmaz sahneleri; Buckaroo Banzai soruyor; "Nereye gidiyoruz?", "Gezegen 10´a", "Ne zaman?"," Kısa zamanda..."

CLASH OF THE TITANS- 1981: İngilizler´in mitolojik yaklaşımı. Desmond Davis güçlü bir oyuncu kadrosunu yönetti. Laurence Olivier, Harry Hamlin, Judi Bowker, Burgess Meredith, Maggie Smith, Clarie Bloom ve Ursula Andress oynadılar. Olivier, Olimpos´un baştanrısı Zeus´u, Hamlin ise ölümsüz oğlu Perseus´u canlandırdılar. Öykünün teması, kaderin değiştirilebileceği üzerine kuruluydu. Yunan Mitolojisi´nden alınan öykünün anlatımı uzun ve bölümler halinde olmasına karşın yeterince güçlü değildi. Özel efektler yine büyük usta Ray Harryhausen´e aitti.

Filmin unutulmaz sahneleri; Kanatlı at Pegasus´un ehlileştirilmesi ve yüzüne bakanları taşa çeviren Medusa ile Perseus´un mücadelesi.

CONAN:

Conan, The Barbarian- 1982: Robert E. Howard´ın ünlü çizgi romanının beyaz perdeye aktarılması büyük heyecan uyandırmıştı. Yönetmen, John Milius´du. Barbar Conan´ı canlandıran Arnold Schwarzenegger çok iyi bir seçimdi. Yanında Sandahl Bergman, James Earl Jones, Gerry Lopez, Mako ve Max von Sydow oynadılar. İlk filmde Conan´ın yaşamı doğumundan başlanarak anlatılıyor ve uzun bir dizinin umutları taşınıyordu. Fakat Conan ikinci filmin ötesine geçemedi, burada Arnie´nin Conan olarak yaşamak istememesinin yanısıra, çok zengin, değişken, karmaşık ve üretken konuların genellikle sinemaya zor aktarıldığı gerçeği vardı. "Cult" kahramanları peşpeşe akan öykülerde izleyenler (Fanlar), iki saatlik öykü bittiğinde hayal kırıklığına uğruyorlardı. Oysa Conan türü filmler kolay yapılamamakta ve her zaman senaristleri ve de yönetmenleri öykü seçebilme sıkıntısına sokmakta.

Conan, The Destroyer- 1984: İkinci filmde Conan (Arnie)´ın yanında, yine Mako vardı, Grace Jones ve Wilt Chamberlein eşlik ettiler. Yönetmen Richard Fleischer´dı. Conan ilk filmde annesinin ve babasının öcünü kötü yılan-insandan "Tulsa Doom" aldıktan sonra mutlu olamıyor ve film bitiyordu. İkinci film öncekinin kaldığı yeri izlemeden, çizgi romanda olduğu gibi apayrı bir yerden başlar. Conan, bir görev için kiralanır, Prenses´i yanına alarak sadece onun dokunabileceği bir güç-taşını kötü büyücünün elinden alacaktır. Taş, karanlıklar evreninden gelen dondurulmuş şeytanımsı bir varlığı uyandıracaktır. Oysa amaç başkadır. İlk filmde seyirciye daha yakın ve dertlerini paylaşan bir tip olan Conan, ikinci filmde ruhsuz bir paralı askerdir. Prenses´in sevgisine bile donuktur. Kısacası, Kimmeryalı Conan ikinci filmde ülkesi Hiberya´ya geri dönmek zorunda kalır.

Filmin unutulmaz sahneleri; İkinci filmde Grace Jones sopa kavgasındaki mükemmel estetiği. İlk filmde ise, finaldeki Doom´un orji sahneleri.

CONTACT- 1997: 1998´de verilen 1997 Oscarlar´ının içinde "Contact"ın hiçbir dalda yer almaması hala inanılacak gibi değil. Robert Zemeckis´in usta yönetimine, Jodie Foster, Matthew McConaughey, James Woods, Tom Skerrit ve John Hurt´den oluşan güçlü cast´a rağmen Akademi, "Contact"ı görmezlikten geldi. Oscar kraliçelerinden Foster´ın kadroda olması sudan bir mazeretti. Rakip film "Titanik" dahi yeterli bir özür olamadı ve de olamayacak. Akademi´nin iyi filmlerin biraraya geldiği yıllarda kullandığı bu mazeret, artık suya yazılan bir görüntü haline dönüştü, ödüllerin sayısının çokluğu bu mazereti düşürüyor. Astro-fizikçi Carl Sagan´ın tek romanından dört yılda uyarlanan filmin öyküsü iyiydi, belki özel efektlerin az kullanılması günümüz alışkanlığının dışına çıkıyordu ama Foster´ın canladırdığı astronom Arroway kişiliği "Mesaj"ı yeterince veriyordu. "Contact", insanlığın dünyadışı zeka ile karşılaşma olasılığını en bilimsel düzeyde tarif eden bir film, bilim kurgunun bilime yenik düştüğü film de denebilir. Öyküde yer alan inanç tartışmaları belki uzun olarak düşünülebilirse de, romanın okunmasıyla "mesaj" gücünü ve etkisini katlayarak gösteriyor. "Contact" "Blade Runner" gibi klasik bilim kurgu sinemasında kesinlikle yerine alacak. Aynı kader "2001"in başına da gelmişti ama zaman zaman sinemanın sanat olduğunu da anımsamak ve anımsatmak gerekiyor.

Filmin unutulmaz sahneleri; Muhteşem jenerik; işi daha baştan alıp götürüyor.

ÇİZGİ ÖTESİ "Flatliners"- 1990: Tıbbi, parapsikolojik ve fütüristik bir arayış. Yönetmen Joel Schumacher. Cast´ı Kiefer Sutherland, Julia Roberts, Kevin Bacon, William Baldwin ve Oliver Platt oluşturuyorlar. Sınıflamalarda doğadışı-drama olarak yer alan filmin öyküsü, ölüm ötesi deneylerle ilgili, yanısıra da bilinçaltı korkuları ve vicdani koşullanmalar karakteristik saptamalarla şekillendirilmiş. Filmin belki tek hatası, bir korku filmi ortamının yaratılarak çekilmesinde. Kameranın ve efektlerin yetersizliği, öykünün derinliğinin anlaşılmasını engelliyor. "Flatliners" Bilim Kurgu ile Korku sinemalarında yani iki arada bir derede kalarak, video kulüplerin raflarında yerini alacak.

Filmin unutulmaz sahneleri; Yok.

DAĞLI: Highlander-1986: Bir "cult" film ve kahraman daha. Devamlılık hırsı olmasa daha iyi olacak denilen dizi filmlerden. İlk filmi Russell Mulcahy yönetti. Christopher Lambert, burada doğdu denebilir. Yanında Sean Connery gibi bir dev vardı. Roxanne Hart, Clancy Brown eşlik ettiler. "Highlander" bir ölümsüzlük öyküsüdür. 16. Yüzyıl´da İskoçya´da başlar, günümüze ulaşır, sonraki bölümlerde ise geleceğe gider. Lambert´in başarısında, öyküde olduğu gibi Connery´nin etkisi büyüktür. Ölümsüz Macleod´un "Lambert" dramı etkindir, sevdiği kadınları peşpeşe yitirmek onun kaderidir. Ama öteki ölümsüz Ramirez ´Connery" deneyimini, genç ölümsüze aktarır. Zaten üçüncü filmde Connery´nin yokluğu çok belirginder. Her üç filmde de, "Elm Sokağı" kabusu ile "Karın Deşen Jack" arasında gidip gelen sahneler vardır.

Highlander II "The Quickening"- 1991: Yine aynı yönetmen yönetti, Connery ve Lambert´in yanında Virginia Madsen, Michael Ironside vardı. Macleod dünyayı örten bir güç alanından kurtarmaya çalışır. Ve tabii geçmişten gelen ve yeni dünyaya alayla bakan Ramirez yine yanındadır. Ama bu filmde Connery donuktur ve sonunda da ölerek "Highlander"dan kurtulur.

Highlander III "The Final Dimension"- 1994: Yönetmen Andy Morahan. Mario Van Peebles ve Deborah Unger ve Mako Lambert´in yeni rol arkadaşlarıydılar. Bu kez ki adıyla ölümsüz Conor McCloud, geçmişten gelen Moğol Büyücü Cane "Peebles" ile günümüz New York´unda boğuşur. Dizinin bu filmle artık sıktığı düşünülmesine karşın, şu sıralarda yeni bir "Highlander" çekiliyor. Böylece ölümsüzlüğün perde ötesinde de kanıtlandığını anlıyoruz.

Filmin unutulmaz sahneleri; "Asla soğukkanlılığını yitirme, eğer başını kaybedersen o zaman herşey biter." (Ramirez)

DEAD AGAIN- 1991: Yönetmen Kenneth Branagh, aynı zamanda da başrolde, diğer oyuncular Andy Garcia, Derek Jacobi, Hanna Schygulla, Emma Thompson, Campbell Scott ve Robin Williams. Çok tartışılan bu filmin türü de belirsiz; aslında bir "film noir"; öyküde "amnesia" olan yani geçmişini ve kimliğini unutan bir kadın var. onun çevresinde oluşan entrikalar, arada bir reenkarnasyon göndermeleri ve kırk yaşlarında bir katil. Filmin en eğlenceli yanı, Branagh´ın bir Amerikalı gibi oynadığını görmek. Öykünün ağır ritmi, yoğunluğu yapaylığı seyirciyi yoruyor. Robin Williams filmde bir görünüp, kayboluyor. İşin aslına bakarsanız, İngiliz sinamasının ağır toplarının bu filmde ne aradıklarını merak etmemek elde değil, galiba her türün özgün ülkesi var. Geçmiştekilere göre günümüz İngilizleri daha bir "Remains of the Day" durumundalar.

Filmin unutulmaz sahneleri; Andy Garcia´nın makyajı.

DR. STRANGELOVE "Dr. Strangelove Or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb"- 1964: İşte bir başyapıt. Yönetmen, Stanley Kubrick. Peter Sellers, George C. Scott, Sterling Hayden, Slim Pİckens, Keenan Wynn ve James Earl Jones oynuyorlar. Filmin açılış sahnesinde, bir jet uçağının seks yaparcasına havada yakıt aldığı görülür. General Jack Ripper (Karındeşen Jack?) "Hayden", saçmalarken, Başkan Muffley "Sellers" Sovyet Başbakanı ile kırmızı hatta konuşmaktadır. Bu arada, fanatik General Buck "Scott" Rusya´ya bir atom bombası yollar. Derken ortaya bir bilim adamı olan Dr. Strangelove çıkar ve işler iyice karışır. Mükkemel bir kara mizah nehri peşpeşe akarken, Sellers üç ayrı rolde görülür; Başkan´ın yanısıra, İngiliz ateşeyi ve Dr. Strangelove´ı da canlandırır. Kurtarıcı Doktor´un Nazi selamı vermesi mizahın bardağını taşırır, ardından Kumandan King Kong´un "Pickens" nükleer bombanın üzerine binerek, rodeo şovu yapması unutulamayacak bir görüntü oluşturur. Film bilim kurgu sinemasının en iyi örneklerinden olması dışında, komedi sinemasında da yerini alır. Siyah beyaz film tekniğinin çok iyi kullanılması ve olağanüstü oyuncu kadrosu başarıyı katlar. Filmin değeri her geçen gün, daha iyi anlaşılmaktadır.

Filmin unutulmaz sahneleri; Sellers´in Sovyet Başbakanı ile yaptığı görüşme sahnesi.

DR. WHO AND THE DALEKS-1973: İngilizler´in ünlü "Cult" kahramanı. Dr. Who aslında İngilizler tarafından çok sevilen bir tv dizisidir. Sinema versiyonunu Gordon Fleming yönetti. Peter Cushing, Dr. Who´yu oynarken, yanında Roy Castle, Jennie Linden ve Roberta Tovey yer aldılar. Dr. Who, "Tardis" adlı zaman aracıyla zaman içinde ve boyutlar arasında yolculuklar yapar. Dr. Who, ezeli düşmanları olan Dalekler´le bu kez perdede savaşır. Sıradan ama popülaritesi yüksek olduğu için ilgi çeken bir düzeydi.

Filmin unutulmaz sahneleri; Filmin sonu; Doktor, Jo Grant´a "Allahaısmarladık" der ve Zaman Aracı her zamanki gibi kaybolacağına günbatımına doğru uzaklaşır.

DRACULA "Bram Stoker´s Dracula"- 1992: Francis Ford Coppola´nın Drakula başyapıtı. Görkemli oyuncu kadrosu, başarılı özel efektler ve akıllı bir senaryo. Gary Oldman, Winona Ryder, Anthony Hopkins, Keanu Reeves, Richard Grant, Cary Elwes oynadılar. Drakula, tüm zamanların film öyküsü, Bela Lugosi, Christopher Lee ve Peter Cushing gibi korku sineması ustaları birçok kez ölümsüz vampiri canlandırdılar. Drakula´nın Coppola versiyonu, konunun kurgulanması ve efektlerin özelliği nedeniyle korku sinemasının ötesine geçmekte ve fantastik sinema ile buluşmaktadır. Film, 15. Yüzyıl´da Romanya´da başlar ve Victoria dönemi İngiltere´sinde devam eder. Coppola, seksi, ince ama günah dolu bir yorumla Drakula´ya yaklaşmış. Vampirin aşık olması daha doğrusu aşkın ölümsüzlüğü fikri, vampirlerin ölümsüzlüğünün önüne çıkarılmış. Muhteşem bir kamera ve çok etkin bir müzik. Film, o yol üç Oscar kazandı.

Filmin unutulmaz sahneleri; Filmin finalinde, Drakula´nın "Kurtar beni" dediği sahne, Victoria dönemi Londra´sı ve üç dişi vampirin, Reeves´i baştan çıkarmaya çalıştıkları yatak sahnesi.

DUNE- 1984: Epik bilim kurgu klasiği. Yönetmen David Lynch; Cast, Kyle MacLachlan, Francesca Annis, Brad Dourif, Jose Ferrer, Linda Hunt, Freddie Jones, Richard Jordan, Silvana Mangano, Sting, Dean Stockwell, Max von Sydow, Patrick Stewart ve Sean Young´dan oluşuyor. "Dune" Frank Herbert´in ünlü romanından uyarlandı. Senaryo olağanüstü fakat film başlarken düşüyor (Bir sunucu uzun uzun naklen yayın yapar gibi birşeyler anlatıyor.), mükemmel oyuncu kadrosu nedense neşesiz ve etkisiz. Filmin uzunluğu ise bir diğer negatif unsur, 140 dakikalık sinema versiyonu daha sonra 190 dakikaya çıkarıldı. "Dune" bir Mesih öyküsü, yer bir çöl gezegeni olan Dune "Arrakis", zaman 10.991 yılı, Dük Leto Atreides ile Harkonnen adlı düşmanları arasında geçen mücadele film içinde yayılıyor. Öte yanda olayları provake eden İmparator Shaddam IV ve Bene Gesserit Rahibeleri Tarikatı var. Kısacası öykü bir güç kavgası öyküsü; ödül ise evrenin en değerli maddesi olan yaşam verici "spice" yani baharat. Dük´ün oğlu Paul "Muad´Dib" Atreides, gezegenin yerlileri olan Framenler ile birleşerek, özel bir ritüel geçirir ve "Uyanış"a geçer. Bundan sonrası, Mesih´in ulusunu kurtarışı ve evrensel misyonu yönlendirmesidir. Herşeye karşın "Dune", bir bilim kurgu klasiğidir çünkü kitabı tüm zamanların en iyi on eserinden birisi olarak kabul edilir.

Filmin unutulmaz sahneleri; Paul (MacLachlan); "Korkmamalıyım, korku düşüncenin katilidir." ve Chani (Young) "Baba, baba, uyuyan uyanıyor.". Ayrıca, Paul´un Framenlar´e yaptığı konuşmanın tümü.

DÜNYALAR SAVAŞI "War of the Worlds"- 1953: Yönetmen Byron Haskin, Gene Barry, Les Tremayne, Ann Robinson ve Henry Brandon oynuyorlar. Fondaki anlatıcının sesi, Sir Cedric Hardwicke´e ait. H. G. Wells´in ölümsüz romanı bir kez beyaz perdeye aktarıldı. Yakın zamanda birisinin aklına gelecek ve güncel efektlerle perdeye getirilecek. Marslılar´ın dünyayı işgalini anlatan roman, filme çok canlı ve korkutucu bir şekilde aktarılmış. Ses kaydı etkin ve başarılı. George Pal´ın yapımı olan "The War of the Worlds" iki Oscar kazanmıştı.

Filmin unutulmaz sahneleri; Los Angeles´in yanış sahnesi (Romanda yanan kent Londra´dır) ve Marslılar´ın yeşil renkli araçları.

EARTH VS. FLYING SAUCERS- 1956: Yönetmen Fred F. Sears. Hugh Marlowe, Joan Taylor, Donald Curtis ve Morris Ankrum oynadılar. Ray Harryhausen´in baş yapıtlarından. Klasik bilim kurgu sinemasında önemli bir yeri olan bu film, aslında zayıf bir öykünün sinemaya çekinilerek aktarılmasıdır. Ama bilim kurgu sinemasının başlangıç noktasını oluşturan filmlerden olması nedeniyle de önemlidir.

Filmin unutulmaz sahneleri; Teneke kaplı uzaylının, dünyalılara; "Barış içinde teslim olun." demesi.

E.T. "E.T. The Extra-terrestrial"- 1982: Yönetmen, Steven Spielberg. Dee Wallace, Henry Thomas, Peter Coyote, Drew Barrymore oynadılar. E.T. tüm zamanların en çok kazanan ve beğenilen film listelerinde daima ilk üçte yer aldı. On yaşında bir erkek çocuğu, dünyada unutulan bir uzaylı ile arkadaş olur. İlişki, sıcak, sevgi dolu, günahsız, çocukça ve cesaret doludur. Öykü Disney´vari bir "kayıp çocuk" öyküsüdür ama uzaylılar ve özel efektler filmin düzeyini yükseltir. Bir diğer dikkat çekici yön ise, filmde hiçbir şiddet sahnesinin bulunmaması ve mizahi bir dille sevginin ve paylaşmanın yüceltilmesidir. E.T.´nin şanssızlığı Oscar´a "Gandhi" gibi bir filmle başbaşa kalmasıydı. Film, Spielberg´i doruğa çıkaran film olarak da tanımlanıyor.

Filmin unutulmaz sahneleri; "E.T. phone home" sözcüğü bir slogan haline geldi. Ayrıca E.T´nin ve çocukların kaçış bölümündeki bisikletle göğe yükselme sahnesi ve E.T.´nin filmin sonundaki çocuklara vedası...

EXCALIBUR- 1981: John Boorman yönetti. Nicol Williamson, Nigel Terry, Nicholas Clay, Corin Redgrave, Patrick Stewart, Liam Neeson oynadılar. İngiliz miti "Kral Arthur"dan yola çıkan film, çarpıcı ama heyecan verici değil. Klasik öykünün bu seferki sinema anlatımı tipik İngiliz stilinde ve yerini bulmuş denilebilir. Yanlız önemli bir handikapı var; sadece sinema perdesinde seyredilebiliyor, tv ekranlarında sıkıcı ve kasvetli bir havaya bürünüyor.

Filmin unutulmaz sahneleri; Yok.

FAHRENHEIT 451- 1967: Bir François Truffaut klasiği. Ray Bradbury´nin ünlü romanından uyarlama. Julie Christie, Oscar Werner, Cyril Cusack, Anton Diffring ve Mark Lester oynadılar. Avrupa sinemasının önemli bilim kurgu deneyimlerinden. Öykü, geleceğin dünyasını anlatır. Okumak yasaklanmıştır, herşey devletin yönettiği ve gerekli gördüğü şekilde duvar boyu tv ekranlarından aktarılır, zaman zaman Orwell´un "1984"ünü, "Brazil"i ve hatta günümüzün gerçek dünyasını anlatır. Truffaut´nun tek İngilizce yapıtı.

Filmin unutulmaz sahneleri; Kitapların yakılma sahneleri.

FANTASTİK YOLCULUK "Fantastic Voyage"- 1966: Bilim kurgunun büyük ustası Isaac Asimov´un romanından alınma. Yönetmen, Richard Fleischer. Stephen Boyd, Raquel Welch, Edmond O´Brien, Donald Pleasence, Arthur Kennedy ve James Brolin oynadılar. Öykünün en çarpıcı yönü ya da Asimov´un dahiyane buluşu, beyninde oluşan bir kan pıhtısı nedeniyle komaya giren çok önemli bir bilim adamının kan damarlarına, akyuvar boyutuna indirilerek küçültülmüş bir aracın sokulmasıdır. İçindeki beş kişi ile beraber, araç kan damarlarından geçecek ve beyindeki pıhtıya ulaşarak laserle yok edecektir. Film, bu öykü çizgisinde devam ederken, aşk ve entrika ile beraber sürer. İki Oscar alan filmin özelliği, geniş sinemaskop perdede seyredilme zorunluluğudur.

Filmin unutulmaz sahneleri; Kan damarlarının ve bazı organların içini gösteren özel efekt sahneleri.

GALAKTİKA "Battlestar Galactica"-1979: Yönetmen Richard A. Colla. Kadro malum, tv dizisinde olduğu gibi, Lorne Greene, Richard Hatch, Dirk Benedict, Ray Milland, Patrick Macnee, Jane Seymour ve Lew Ayres oynadılar. Film, tv dizisinin ilk ve beşinci bölümlerinden oluşturuldu. Greene, "Cylonlular" tarafından işgale uğrayıp, yokedilen dünyalılardan kalanları, yaşayabilecekleri yeni bir gezegene götürmeye çalışan uzay filosunun kaptanıdır. John Dykstra´nın özel efektleri görülmeye değer ama yine de tv dizisinin doyumunu yaşamak mümkün olamadı.

Filmin unutulmaz sahneleri; Elbette ki, Cylonlular ve çıkardıkları sesler.

TUHAF GÜNLER "Strange Days"- 1995: Yönetmen, Kathryn Bigelow, oyuncular Ralph Fiennes, Angela Bassett, Tom Sizemore, Juliette Lewis. Öykünün yazarlarından birisi de James Cameron. Film 31 Aralık 1999´da geçiyor, bin ve yüz yılın son anlarında insanlar nefeslerini tutarak, dakikaları sayıyorlar. Bu dünyanın son anı mı, yoksa yeni bir başlangıcın ilk anı mı? Bu özel ana doğru gidilirken, Polis Lenny (Fiennes), acımasız ve kaotik kentin derinliklerinde kendisini belanın içinde bulur, paronoid bir labirentin içindedir, aldatılır ve katil olur. Olaylar hızla gelişirken, izleyici Lenny´nin kişiliğinde ölen ve yeniden doğan bin yılı yaşar. Millenium (Bin Yıl) doğarken Lenny artık iyi olmalıdır ama yokolması ve geride kalan bin yılın karanlığında kalması gereken bir Lenny daha vardır. Filmin kısa öyküsü bu; Juliette Lewis´in başarılı oyunu görmeye değer.

Filmin unutulmaz sahneleri; Lenny ile şöför-koruma Bassett´in final sahnesi.

GELECEĞE DÖNÜŞ ÜÇLEMESİ: Her üç filmi de Robert Zemeckis yönetti.

Back to the Future I- 1985: Michael J. Fox, Christopher Lloyd Crispin Glover, Lea Thompson, Thomas F. Wilson, Wendie Joe Sperber, Marc McClure, Claudia Wells oynadıl

Türkiye´de Bilim Kurgu

 

Bilim Kurgu Sahafı

Bülent Kısa

Türkiye´de Bilim Kurgu

Türkiye´de bilim Kurgu edebiyatı zannedilenden çok daha eski yıllarda başlamıştır. Tabii bu türün ilk örnekleri çizgi roman türündeydi. İnsanlarımızın tanıdığı, bizim bildiğimiz ilk bilim Kurgu kahramanı, Flash Gordon´dur. Gordon ilk başlarda o zamanlar yapılan bir filmle tanındı fakat Gordon ismini taşımıyordu. Türkiye´de Gordon yeniden vaftiz edilmiş ve Baytekin ismini almıştı. Bir film, bir, iki çizgi roman örneği ve işte hepsi bu kadar. O dönemlerde insanlar Bilim Kurgu´yu ciddiye almıyor, çocuklara özgü bir edebiyat türü olarak görüyorlardı. O yıllarda uzaya, uzaylılara inanmak bir yana bu tür edebiyat ve filmlere meraklı olmak bile ciddiyetsiz bir tutum olarak görülüyordu. İnsanlar bu tür bir filme isteyerek gittiklerini itiraf etmekten korkuyor, film hakkında fikir soranlara da "Saçma" kelimesi ile cevap veriyorlardı. Bu tutum yaklaşık olarak yetmişli yıllara kadar sürmüştür. Her nedense saçma olarak nitelendirilen bu filmler o kadar çok para kazandılar ki sık sık ithal edilir oldular. Komik bir durumdu bu. Herkes saçma buluyor, herkes çocukça şeyler diyor fakat film ve kitapların sayısı da günden güne artıyordu. Gordon, daha doğrusu Baytekin´in Türkiye´ye yaptığı turistik gezi 1950´lerin ilk yarısıdır, bundan birkaç yıl sonra, 1955´te ilk ciddi Bilim Kurgu roman dizisi karşımıza çıktı. Çağlayan Yayınevi on kitaplık bir seri yayınladı, diziye "Yeni Dünyalarda" adı verilmişti. Dönemin parası ile, aslında ucuz sayılmayan bir fiyata, 1 Liraya satılıyorlardı. Şimdi ise bu kitaplardan birini eline geçirebilen bir sahaf, bunların tanesini üç, dört milyon´dan aşağıya kesinlikle vermemekte. İki ay kadar önce, İstanbul, Beyoğlu´ndaki Atlas sineması pasajındaki bir kitapçı bu serinin ikinci kitabı olan "Seyyareler Çarpışıyor" (Gezegenler Savaşıyor) ismindeki kitap için beş milyon civarında bir fiyat istemişti. Bir çok okuyucumuz piyasadaki bilim Kurgu romanlarına bakarak Türkiye´de bu türde çok fazla sayıda kitap yayınlandığını zannedebilir. Aslında başlangıçta, çocuk kitapları da dahil olmak üzere Türkiye´de sadece 210 civarında Bilim Kurgu kitabı yayınlanmıştır. Pek ihtimal vermiyoruz fakat bir iki tanesinin de gözümüzden kaçtığını düşünelim. Haydi olsun ikiyüzelli kitap. Bu sayı bilinen ilk örneklerin basıldığı 1955´ten 90´lara kadar Türkiye´de basılan Bilim Kurgu kitaplarının sayısıdır. Amerika Birleşik Devletlerinde yılda kaç bilim Kurgu kitabı basıldığını tam olarak söylemek kolay değildir. Eski Sovyetler Birliğinde yılda en az dört, beşyüz kitap basılırdı. Son yıllardaki durumu bilmiyoruz fakat bu sayının artmış olması gerekiyor. Avrupa´da basılan kitapların büyük bir kısmı da Bilim Kurgu türündedir. Bizim gibi geri kalmış ülkelerde ise Bilim Kurgu kitabı ya basılmaz ya da yılda birkaç tane basılır. Bu bizce bir ülkenin insanlarının cehaletini, kafasının çalışma şeklini, hayal gücünü, bilimsel düşünebilme yetisini ve hatta size tuhaf görünebilir ama sosyal yapısını ve hatta hümanizma gibi vasıflarını en açık gösteren ölçülerden biridir.

Zavallı Yıldırım Kaptan Çağlayan Yayınevi´nin "Yeni Dünyalarda" serisinden sonra uzun süre Bilim Kurgu hakkında bir şey basılmadı. Halbuki bu kitaplar o günün ölçüleri ile çok iyi satmışlardı. Buna karşılık çocuk kitap ve dergileri, Bilim Kurgu^ya, çizgi roman seviyesinde destek veriyorlardı. Mesela 1957-60 (?) arasında Türkiye Yayınevi tarafından çıkartılan "Çocuk Haftası" isimli derginin ortasında sekiz sayfalık bir renkli çizgi romanı devamlı olarak verilirken, sık sık da resimsiz uzun veya kısa Bilim Kurgu hikayeleri yayınlanıyordu. Çocuk Haftasında yayınlanan çizgi roman "Yıldırım Kaptan" ismiyle verilmişti. Yıldırım Kaptan, arkadaşı yaşlı bilim adamı Dr. Hunter ve birlikte dolaştıkları robot Dr. Klang (Bu robotu Star Wars´un R2D2´sunun prototipi olarak düşünebilirsiniz) bir sürü macera yaşıyorlardı. Bu çizgi roman, hatırlayanlar tarafından hala hasretle anılır çünkü bu türün o zamanki meraklılarına çöldeki bir bardak serin su gibi geliyordu. Daha sonra anlaşıldı ki, Yıldırım Kaptan´ın bazı açıkgöz meraklıları da varmış. Bundan on yıl kadar önce, Zagor, Mandrake, Kızıl Maske gibi çizgi romanların çok sattığı dönemde bir yerli çizgi roman ortaya çıktı. "Kaptan Venüs". Kaptan Venüs´ın açıkgöz ve yaratıcı çizeri Yıldırım Kaptanları almış, bütün macera ve resimleri aynen kullanmış, sadece Yıldırım Kaptan tipini değiştirip bir kadını, Kaptan Venüs yapmıştı. Tabii bu sözde eserini kendi imzası ile satmıştı. Kaptan Venüs de öyle uzayda sürünüp, maceralar yaşamasına gerek olmayan seksi bir tipti. Dünyanın herhangi bir yerinde manken olarak milyonlar kazanabilirdi. Kaptan Venüs´ı gençler yuttu fakat Yıldırım Kaptan´ı tanıyan kişileri de onun böyle yozlaşması ya da cinsiyet ameliyatına arzusu hilafına uğraması üzdü. Orijinalitesini hiç bozmadan Yıldırım Kaptan aynen yayınlansaydı daha iyi olmaz mıydı?

Çağlayan Dizisi Şimdi gelelim Çağlayan Yayınevi´nin dizisine. Türkiye´deki Bilim Kurgunun ilk ciddi örneği olan bu seri, bu yazımızın konusudur. Aşağıda onların tam listesini bulabilirsiniz. Bu seriyi size tanıtırken üzüldüğümüz iki şey var. Bunlardan birincisi, söz konusu kitaplar yaklaşık olarak 40 yıldan beri elimizde. Onları ilk alındıkları zaman aklı evvellik edip, bir arada ciltlettik ve tabii bu arada da orijinal kapaklar düşüncesizce atıldı. Aslında herbiri o devrin anlayışına göre çok güzel olan bu kapaklar kitapların yurt dışındaki baskılarındaki orijinal kapaklardı herhalde. İşte bu kapakların resimlerini yayınlayamamak bizi üzüyor. ikinci üzüntümüz ise bu kitapların hiç birisinin yazarının ve orijinal isminin kitaplarda belli olmaması veya yazılmamasıdır. O zamanlar yayınevleri böyle şeylere önem vermezlerdi. Bazılarının yazarlarını ve orijinal isimlerini yıllar sonra tesadüfen bulabildik. Mesela Mavi Ölüm isimli kitap aslında Isaac Asimov´undur.

1. Merihten Saldıranlar "The Puppet Masters" - Robert Heinlein Bu kitabın konusu Merih, yani şimdiki ismiyle Mars´tan dünyaya saldıran solucan ya da sosis benzeri, 20-30 santimlik, yaratıklardır. Kitapta "Parazitler" ismiyle anlatılan bu yaratıklar insanların sırtına yapışıp, onları kontrol eder, insanların ağzından konuşurlar. CIA´in gelecekteki benzeri olan bir kuruluş ve James Bond´un proto tipi bir ajan, uçan arabalarla dolaşıp, parazitlerle ve onların kontrolındeki insanlarla savaşır. Parazitler görünmeden insanları ele geçiremesin diye bütün dünya çırıl çıplak dolaşmaktadır. Burada biraz hafife alınarak anlatılmış gibi gelebilir fakat gerek bu kitap gerek diğerleri türlerinin o zamana göre iyinin de ötesinde örnekleridir. Merihten Saldıranlar günümüzde bile büyük bir zevkle okunabilecek düzeydedir.

2. Seyyareler Çarpışıyor "The King of the Stars" - Edmond Hamilton Con Gordon (çeviride böyle yazıyor yani John Gordon yazmıyor) isimli bir dünyalı uykuya dalma durumlarında beyninin içinde bir ses duymaktadır. Bu ses binlerce yıl sonrasından gelen, galaksi prensi Zart Arn´ın sesidir. Zart Arn, tarihi incelemeler için Con Gordon´la zihin değişimi yapar. Zart Arn´ın zihni Con Gordon´un bedenine ve geçmişe geçerken, Con Gordon´un zihni de Zart Arn´ın bedenine ve geleceğe geçer. Con Gordon´u herkes prens sanmaktadır. Gordon çeşitli siyasal karışıklıklar yaşar. Zart Arn adına aşık olur hatta evlenir. Bir Galaksi imparatorluğu ve ona isyan eden Bulut isimli nebulanın sakinleri savaşırlar. Kitabın baş konusu da uzayın kendisini yok eden "Disriptör" isimli esrarengiz silahtır. Bu kitabın bir de devamının olduğunu yıllar sonra öğrendik ama Türkiye´de tabii ki yayınlanmadı.

3. İntikam Roketi Dünya´yı ziyaret eden UFO´ları yakalamak ve belirleyebilmek için çok hızlı bir roket yapılır. Roketin pilotu UFO´lara yakalanır ve başka bir yıldız sistemine götürülüp, uzay savaşlarına katılır. Bu kitabın odak noktası da "Disinter" isimli dünya yapısı bir silahtır. Kitap, serideki Bilim Kurgu ruhundan uzak olan kitaplardan biridir. Konunun uzayda geçmesi haricinde bir kovboy, kızılderili itişmesidir fakat gene de okumaya değer.

4. Kainat Fatihi "The Currents of Space" - Isaac Asimov Kört ismi verilen bir madde sadece Mars gezeginde yetişmektedir. Kört çok pahalı bir maddedir. Yerine göre ipek, yerine göre katı bir maddedir. Mars gezegeni ise Satürn´lülerin sömürgesidir. Kimsenin bilmediği şey Mars´ın yakında patlayacağıdır. Bunu anlayan bir boşluk analizcisi de, Marslı bir ihtilalci tarafından esir alınmış ve hafızası silinmiştir. Aslında güzel bir kitap. Bu konu geçen ay birinci kitabı yayınlanan, filmi de çok beğenilen DUNE serisini andırıyor. Belki de onun prototipidir.

5. Feza Canavarları "The Voyage of the Space Beagle" - A. E. von Vogt Feza yani Uzay Canavarları serinin en sıkıcı kitabı. Belki de dilimize özetlenerek çevrildi. Yer yer sıkıcı olabiliyor. Karşılaşılan olaylar hemen hemen hep aynı. Süper yetenekli değişik uzay canavarları peşpeşe ortaya çıkıyor ve "Bilimler Bilimi" ismi verilen bir bilim dalı bunlarla mücadele edip yok ediyor. Bu olmayan garip bilim dalı Sibernetik´le, Asimov´un "Vakıf" dizisindeki "Psiko-Tarih" bilimini anımsatıyor.

6. Mavi Ölüm Isaac Asimov Bu kitap 1971 yılında Okat Yayınevi tarafından "Dünya Batıyor" ismiyle ikinci defa yayınlandı ve bu sayede de yazarının Asimov olduğu anlaşıldı. Serinin belki de en güçlü kitabı. Filmi de yapıldı fakat zayıf ve konusu çok değiştirilmiş bir filmdi. Kitap, uzaydan yapılan bir virüs saldırısı ile dünya insanlarının yarısından fazlasının aniden ölmesini, toprakların yarısından çoğunun mikroplanarak, karantina bölgesi olarak ilan edilmesini anlatıyor. Karantina bölgelerindeki insanlar dokundukları normal insanların bir, iki gün içinde ölmesine sebep oluyorlar. Diğer bölgelere geçirilmeyen bu insanlar zamanla yiyecek sıkıntısı yüzünden yamyamlaşıyorlar. "Mavi Ölüm" günümüzün fütüristik bilim kurgu sinemasının üçüncü sınıf ürünlerinin atası gibidir, Zaman zaman Mad Max´i, zaman zaman da benzerlerini anımsatır ama o bir Asimov ürünüdür.

7. Boşluk Korsanları Murray Leinster Madde Transformatör´ü isimli bir aygıtı keşfeden bir gezegen bu aygıtla gemilerini ışınlayarak, hiç bir iz bırakmadan galaksinin öbür ucundaki gezegenleri soymakta, insanları öldürmektedir. Buna karşı çarpışan gizli bir dünyasal örgüttür, yine çok keskin ve çapkın bir gizli ajan vardır, Bond´un bu uzay versiyonu hem sevişir, hem de dövüşür, biraz da Mike Hammer´i anımsatır. Aslında hem iyi, hem hafif olan bu kitabın önemli tarafı bu satırlarının yazarını Çağlayan Yayınevi´nden nefret ettirtmesidir. İlkel bir espri anlayışı ile çeviri yapılmış ve kitaptaki bütün isimler değiştirilmiştir, tersinden okunduğu zaman müstehcen kelimelerin ortaya çıktığı isimler koyulmuş olması ise inanılmazdır. Mesela romandaki casusa Enbi adı verilmiş ve daha buna benzer bir sürü saygısızlıkla kitabın zevki kaçırtılmıştır.

8. Mazisiz Adam "The Sun Smasher" - Edmond Hamilton Genç okuyucularımız için yazıyorum, kitabın ismi "Geçmişi olmayan adam" anlamındadır. Bu da serinin güzel kitaplarından birisidir. İsyancı bir galaksi prensi, beyni yıkanarak 20. Yüzyıl dünyasına bırakılır. Prens Kayla Valkar kendisini bir dünyalı sanmaktadır. Beyninde dünyaya ait yapay anılar doludur. Asiler gurubu veya Valkarcılar onu bulup, kaçırırlar. Prensin bildiği müthiş sır Varyoz adı verilen ve yıldızları vurup yok eden silahtır. Bunun yeri ve kullanımı sadece onun tarafından bilinmektedir ve Varyoz´a ulaşabilmesi için önce gerçek hafızasının geri alınması gerekmektedir. Sonra biraz aşk ve intikam ortaya çıkar. Ötesi malum...

9. Çıldıran Dünya Leigh Brackett Dünya yok olmak üzeredir. Uzaydan düşen bir çok "Küp" şeklindeki geometrik cisim değişik bir psişik dalga yayarak yeni bir din yaratırlar. Bunlara Küp, küplerin karşısına geçıp etkilenen insanlara da Kübistler denilmektedir. Kübistler son derece sakin ve içinde oldukları her durumdan mutlu olan itaatkar kimselerdir. İlk hırıstiyanlara benzer yanları vardır. Bu arada değişik süper şirketler de dünyayı ele geçirmek için savaşırlar. Sonunda dünya yok olacaktır. Çok güzel ve bitmeden elden bırakılamıyacak bir kitap.

10. Hücum "What Mad Universe" - Frederick Brown Ve işte serinin en güçlü kitabı. Bir patlama sonucunda başka bir boyuta geçen bir adam. Bu boyutta her şey bildik fakat farklıdır. Burada kendisinin karşıtı olan başka bir kendisi bile vardır. Başka bir galaksiden gelen istilacılarla dünya savaştadır. Bütün büyük şehirler geceleri değişik bir gazla karartılır. Her yer mürekkep denizi gibidir ve bundan istifade eden "Karanlıkta Gezenler" yani yağmacı ve katiller çetesi karşılarına çıkan herkesi soymakta ve öldürmektedirler. Bu arada Dopel isimli bir lider ve uçan bir küre olan robotu Mekki de dünyayı kurtarmaya çalışırlar. Kahramanımız da bu karışıklıkta birden bire baş rolü alır. Hücum´da başka gezegenlerden gelip, dünyada dolaşan canlılar da vardır.

OKAT BİLİMKURGU DİZİSİ Onaltı kitaptan oluşan bu dizi 1971 yılında yayınlandı. Kitap listesini sizlere ııkış sırasıyla değil, alfabetik dızenlenmiş şekliyle veriyoruz. Şimdi bu serideki kitapları kısaca görelim

ANARŞİST: Bu kitap, Deniz Kitaplar yayınevi tarafından 1983´te "24. Yüzyılda Cinayet, adıyla tekrar basıldı. Konu geleceğin dünyasındaki telepat polisler ve düşüncelerini perdeleyerek cinayet işlemeye çalışan bir katille ilgilidir. Oldukıa ilgi çekici, sürükleyici ve orijinal olmasına rağmen bu kitap serinin vasat seviyeli kitaplarındandır.

ÇELİK MAĞARALAR: Bu kitap Baskan yayınevi tarafından 1983´te aynı isimle yayınlandı. Serinin belki en gızel değil fakat en önemli kitaplarından biridir. Bilim Kurgu meraklıları Isaac Asimov´un İmparatorluk ya da Vakıf dizisini mutlaka bilirler. Çelik Mağaralar bu dizinin ilk kitaplarından biridir. Asimov ve Vakıf dizisini ayrı bir yazımızda başlı başına ele alıp, detaylı olarak inceleyeceğiz. Çelik Mağaralar, o dizinin, "I Robot" isimli kitabından sonraki bölümüdür.

DÜNYA BATIYOR: Çağlayan yayınevi, Yeni dünyalarda serisinde, Mavi Ölüm asıyla, 1955´te bu kitabı yayınlamıştı. Kitap, Uzaydan gelen bir saldırı sonucu Dünya´nın mikroplanmasını ve hayatta kalan pek az insanın mücadelesini anlatır. Hikayenin kahramanı Amerika´nın Mikroplu tarafında hayatta kalan bir askerdir. Mikropsuz bölgedekiler çok sıkı gıvenlik tedbirleri ile onları tecrit etmişlerdir. Bulaşık kişiler diğer tarafa geçince, temiz kişlere sadece dokunmaları bile onların ölümüne sebep olmaktadır.

KUTSAL GEZEGEN: Bu da serinin vasat kitaplarındandır. Bir gezegene hakim olup, kendisini tanrı olarak tanıtan bir bilgisayarı anlatır.

MAYMUNLAR GEZEGENİ: Maymunlar Gezegeni, Maymunlar Cehennemi, adıyla gösterilen 5 filmlik sinema dizisinin kaynağı olan kitaptır. Bu filmlerin hepsi Tırkiye´de de defalarca hem sinemalarda, hem televizyonlarda gösterildiği iıin konuyu fazla etraflı izah etmeye gerek yok.

ÖLÜM MELODİSİ: Basit macera romanlarından biri. Yeraltındaki bir uygarlık ve silah olarak kullanılan flıtler.

ROBOT X-81: Bu kitap da bir telapat robotun çevresinde dönen olayları anlatmaktadır. Çok dikkati çekmemekle birlikte serinin iyi kitaplarındandır. İnsanların Güneş sistemi dışına ııkmalarını engellemeye çalışan zihinsel güçleri çok yüksek düşmanlardan bahseder. Bunlar kendilerini üç, beş ya da en yıksek olarak Dokuz boyutlu Satranı oyuncuları olarak sınıflandırırlar.

SÜRGÜNDEKİ YILDIZ: Galaksinin en uzak köşesinde kalan ve çevresinde hiç bir yıldız olmayan bir yalnız yıldız ve yörüngesindeki tek gezegen. Bu arada Dünya´daki süper kahramanlar, garip düşmanlar ve burnunu heryere sonan bir tanrı. Örümcek adam veya Superman çizgi romanları gibi bir kitap.

UZAYDA BÜYÜK SIÇRAYIŞ: Dikkate değer bir eser. İnsanların yaptığı ilk yıldızlar arası sıçrayışlar ve çevresinde dönen entrikalar. Büyük tröstlerin menfaat savaşları.

UZAYDA İLK OYUN: Metis yayınlarından, 1995´te, İkiz Yıldız adıyla tekrar yayınlandı. Bu çok iştah kabartan bir hikaye. Daha bir, iki ay önce bir televizyon kanalı günümüzde ve Güney Amerika´daki hayali bir ülkede geçen şekliyle bu kitabın filmini yayınladı. Eserin Orijinali belki Heinlain´a da ait değildir. Bu hikaye yıllar ”ncesinin Zenda Mahkumları adlı kitap ve filminden araktır. Bir başkan vardır. Bu başkan ya ölür, ya yaralanır onun yerine çok benzeyen birisini biraz da baskıyla geçirirler

UZAYDA İSYAN: Yıldızlar arası yolculuk yapmanın sırrını elinde tutan bir ırk (Vardda), bu sırrı diğer gezegenlerden saklar ve gezegenler arası ticareti tekelinde tutar. Bu gezegenden bazı kimseler Yıldızlararası yolculuk sırrını herkesle paylaşmak için isyan ederler.

UZAYDA SUİKAST: Bu kitap serinin ilk kitabıdır. Dünya başkanı piyangoyla belirlenmektedir ve Başkana suikast düzenlemek serbesttir. Başkanı öldıren de başkan olur. Başkanların telepat koruyucuları kötü düşünceli kimseleri asla ona yaklaştırmamak için çalışırken, Suikastıiler insan zihnini bir robota naklederek bir süper suikastçi yaratırlar. Robot´un içindeki zihinler habire değiştirilerek yani kontrol değişik insanlara verilerek telapatlar şaşırtılmaktadır.

UZAYDAN GELEN AJAN: Serinin en güzel kitabı olabilir. İnsan kitabın sonunda, roman kahramanı olan robot´a acıyor. Herşey bittikten sonra kendisinin insan olmadığını öğrenen ve intihar etmeyi tercih eden bir robot kahraman.

YARATILAN DÜNYA: Bu da geleceği fakat sadece iki sene sonrasını gören bir peygamberle ilgili. Zayıf bir kitap. Bu kitap Sürgündeki yıldız ve Ölüm melodisi ile beraber serideki üç zayıf kitaptan biridir.

 

2004 GORA: Antalya film plato´larında çekilen Cem Yılmaz´ın başrölünü üstlendiği Gora filmi, Türk Bilim Kurgu sinemasına yepyeni bir boyut getirecek gibi. Daha önce hiç kulanılmamış veya kullanılamamış efektler, çekim teknikleri ve Türk mizah gücünün benzersiz yaratıcılığıyla bu kış epey güleceğiz gibi...

 

Ayrınıtlı bilgi almak için GORA filminin resmi sitesine göz atabilirsiniz.